SOSYAL KALKINMA

SOSYAL KALKINMA

Ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal yapılarının değişerek insan yaşamının maddi ve manevi alanda ilerlemesi ve giderek toplumun refahının artmasıdır.

1.      Sosyal Kalkınma Nedir?

Kalkınma; ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal yapılarının değişerek insan yaşamının maddi ve manevi alanda ilerlemesi ve giderek toplumun refahının artmasıdır. Bu bakımdan kalkınma sadece genel sayılarla belirlenen ekonomik büyümeyi içermekle birlikte bunu aşmaktadır. Ekonomik kalkınma (büyüme) toplumun maddi refahını sağlama yönünde çok önemlidir, ancak tek başına kalkınmışlığı ifade etmeye yeterli değildir. Kalkınma kavramı iktisat disiplini içinde olduğu kadar iktisat disiplini dışında da karşılığını bulan bir kavramdır. Kalkınmayı ekonomik büyümeden ayıran en önemli unsur, toplumun genelini kapsamasıdır. Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesinin ve bu kapasitenin kalitesinin artmasıdır. Bu artış yapısal olarak ekonomik olmayan toplumsal unsurlara yansıdığında sosyal kalkınmadan bahsetmeye başlayabiliriz (Sosyal Kalkınma Raporu, 2010). Sosyal kalkınma ekonomik büyümenin yanında sosyal gelişim ve değişimleri de kapsamaktadır. Örnek vermek gerekirse, sosyal kalkınma, ulusal gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksulluğun azaltılmasını, altyapı ve sosyal yatırımların sadece ülkenin belli bölgelerinde değil, özellikle geri kalmış bölgelerinde yoğunlaştırılmasını, böylelikle ülkenin her bölgesinin “ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmışlık" olgusundan çıkarılmasını, eğitim sorununda çağdaş teknolojik bilgiyi kapsayan bir düzeye yönelinmesini, ülkenin maddi varlığı artarken, halkın yaşamının manevi yönden de zenginleşip kültürün yaygınlaşmasını, kalkınmışlığın paralelinde çevre koruma bilincinin geliştirilmesini, kadın, çocuk ve insan hakları bilincinin yerleştirilmesini, kadınların ekonomiye katılımlarının sağlanmasını ve kadınların da sosyal ve ekonomik gelişmelerde söz sahibi olmalarını hedeflemektedir (Sosyal Kalkınma Raporu, 2010). Kalkınmaya bu açıdan bakıldığında, kalkınmayla birlikte toplumun kendini aşarak yeni bir topluma dönüştüğü kolaylıkla görülebilecektir. Kısacası, ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal yapılarında yaşanan ilerlemelerin bireyin yaşamının kalitesini arttırma yönünde değişimi olarak tanımlanan günümüz kalkınma anlayışının insana dair sosyal boyutunu sosyal kalkınma oluşturmaktadır. 

Toplumların değişim süreçlerine göre kalkınma kavramının anlamı değişik içerikler kazanmıştır. Bazı teoriler ve yapılan araştırmalar, ekonomik gelişmenin sosyal kalkınmayı desteklediğini ve böylelikle sosyal kalkınmanın da beşeri sermayeye ve insani refaha katkısıyla ekonomik kalkınmayı desteklediğini ve güçlendirdiğini ortaya çıkarmıştır (Thandika, 2006). Örneğin eğitime ve sağlık alanına yapılan yatırımların büyüme kapasitesini arttırdığı, böylelikle eşitliksizlik ve yoksulluk gibi temel sorun alanlarının oluşması önünde de engel olduğu tespit edilmiştir. Yapısal uyum stratejileri kapsamında yapılan kısa dönemli düzenlemelerin uzun vadede sosyal kapasiteyi olumsuz etkilediği, sosyal ve fiziksel yatırımları düşürdüğü, gelir eşitsizliklerini arttırdığı tespit edilmiştir. Bu durum tespitleriyle birlikte kalkınma anlayışı da daha kapsayıcı yapısal, sosyal ve insani boyutu dikkate alan farklı bir yaklaşıma dönüşmüştür. Bu yeni yaklaşım makroekonomik yapı, sosyal politikalar, yoksulluğun azaltılması ve sosyal kalkınmanın sağlanması bileşenleri arasında denge gözetilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Kalkınmanın temel amacı, birey ve toplumun iyi olma hali olarak tanımlandığı için kamu politikaları oluşturma, değerlendirme ve uygulama süreçleri de bu temel ilke doğrultusunda yeniden yapılandırılmaktadır. Klasik kalkınma kavram veya politika kurma kapsamında daha önce öne çıkmayan insani merkezli alanların gitgide öncelik kazandığı görülmektedir. Sosyal kalkınmanın temel bileşenlerinden olan insani kalkınma, eşitsiz ve dengesiz kalkınmayı göz önüne sermekte, okur-yazarlık, anne -çocuk sağlığı, bebek ölümleri gibi konulara dikkat çekmekte, hâlihazırda izlenen kamu politika ve kalkınma modellerinin irdelenmesine vesile olmaktadır. Kamu harcamaları içerisinde sosyal kalkınma öncelikli sosyal alan harcamalarına dikkat çekmektedir (Aydınlıgil, 2009). Toplumun genelinde kalkınma faydalarının dağılımını, eşitsizlikleri, yoksunlukları irdelemekte, iyi sağlık ve eğitim hizmetlerine vurgu yapmakta ve yaşanabilir bir yaşama erişimin gerekliliğini ve kadın-erkek eşitliğini vurgulamaktadır. Tüm bu alanlarda devletin rolü dile getirilmektedir. Temel yapabilirlikleri sağlamanın aslen devletin görevi olduğu belirtilmektedir. Kalkınma politikalarının, insani değerlere duyarlı kurumsal yapı ve politika ortamı gelişimine katkı sunması beklenmektedir. Dolayısıyla kalkınma politikalarının sadece ekonomik göstergelerle açıklanamayacağı vurgusu ve kalkınma adına yapılanların kime, nasıl ve ne şekilde fayda sağlayacağı düşüncesi ekonomik kalkınma içerisinde sosyal kalkınma alanının önem kazanmasına ve bu alan içerisinde sosyal politikaların belirleyici olmasına, sosyal kalkınma ile refah devleti arasında güçlü ilişkiler kurulmasına vesile olmuştur.  

2.      Sosyal Politika Nedir?

Spicker (1995) sosyal politikayı, sosyal hizmetler ve refah devletine dair çalışmalar olarak tanımlamaktadır. Sosyal servislerden de kastedilen sosyal güvenlik, barınma, istihdam ihtiyaçlarının karşılanması, sağlık ve eğitim hizmetlerinin sunulmasıdır. Dolayısıyla sosyal politikanın temel çalışma alanları sağlık yönetimi, sosyal güvenlik, eğitim, istihdam, barınma ve bakım hizmetleridir. Aynı zamanda bireylerin iyi olma hallerinin kısıtlandığı engellilik, işsizlik, yaşlılık durumları ve suç, şiddet, aile birliğinin bozulması gibi sosyal problem alanları da sosyal politika müdahalesinin gerektiği öncelikli alanlardır (Spicker, 1995: 4).

Sosyal politika, ayrıca sosyal dezavantaj yaratan ırk, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve yoksulluk gibi konularla da ilgilidir. Toplamda aslında sosyal politika tüm bu alanları kapsayarak bireyin iyi olma halini hedefleyen, bu noktayı referans alan çalışma alanıdır. Ancak bireyin iyi olma hali hedeflenirken, asıl kolektif müdahaleyi gerektiren alanlar sosyal politikanın konusu olmaktadır. Sadece bireysel boyutta yaşanan ve o boyutta kalan sorunlar sosyal politikanın müdahale alanını oluşturmamaktadır. Sosyal hizmetlerin ihtiyacı olan kişilere ne kadar ulaştığı, insanların bu hizmetlere eşit oranda ulaşıp ulaşamadığı da sosyal politikanın sorun alanlarından biridir. Bu yönüyle sosyal politika kalkınmanın sosyal ayağına vurgu yapmakta ve bu alana yönelik çalışmaları önceliklendirmektedir. 

Sosyal politika, kendini disiplin olarak tanımlamaması itibariyle diğer sosyal bilimlerden ayrılmaktadır. Sosyal politika daha ziyade farklı disiplinlerin farklı yaklaşımlarını bir araya getiren disiplinler arası bir yapıya sahiptir. Sosyal politikanın bu anlamda bir başka güzel yönü de teori ile pratiği bir araya getirmesidir. Sosyal politika sadece olayları anlamaya ve durumları tespit etmeye odaklanmamaktadır. Asıl amacı, sorunlara çözüm üreterek mevcut durumu değiştirmektir. Sosyal politikanın sorunları tanımlama ve analiz etme boyutunun yanı sıra, değersel olarak incelemesi boyutu da vardır. Ahlaki değerler, bu değerlerin alınacak kararları nasıl etkileyeceği, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair karar verme süreci sosyal politikanın değersel incelemesi boyutuna girmektedir.

Sosyal politikanın kullandığı temel araştırma yöntemlerinden biri, ülkelerin birbiri ile karşılaştırılmasına olanak veren karşılaştırmalı sosyal politika yöntemidir. Sosyal politika yaklaşımı, ülkenin toplumsal yapısına ve değer yargılarına dayanıyor olsa da araştırma tekniği olarak karşılaştırma yöntemini sıkça kullanmaktadır.  Bu teknikle hem ülkelerin içinde bulundukları duruma ilişkin benzerlikler hem de farklılıklar ele alınabilmektedir. Böylelikle ülkeler için yeni modeller ortaya çıkabilmektedir. Bu teknik ile sosyal politika alanı değişen dünya düzeni içerisinde değişen sosyal ihtiyaçların tespitini, farklı sosyal servis hizmetlerinin teminine ilişkin yaşanan farklı gelişmeleri takip etme ve uyarlayarak uygulama fırsatı sunmaktadır. Sosyal politika aynı zamanda somut göstergeler oluşturarak çözüm üretimine gitmektedir.

3.      Sosyal Politikanın Sosyal Kalkınmaya Etkisi

Yoksulluk olgusunun ulusal ve uluslar arası politika alanının önemli bir konusu haline gelmesi, insan kaynaklarının ve beşeri sermayenin ekonomik kalkınma alanında önemli girdiler sağladığı düşüncesinin kabul görmeye başlaması, yeni ekonomik teorilerin ve modellerin sosyal kalkınmanın ekonomik kalkınmaya katkısını vurgulaması, sosyal eşitlik anlayışının hem ekonomik büyüme nedeni hem de sonucu olarak tespit edilmesi, sosyal politikaların kalkınma anlayışı içerisinde kritik bir yere ve öneme sahip olduğu anlayışının da gelişmesine vesile olmuştur.

Yeni kalkınma anlayışları ve teorileri sayesinde, makroekonomik performans ile insani kalkınmanın ve refahın arttırılması arasındaki ilişki kurulmuştur. Bu anlamda sosyal politika alanı teorik bilgiler ve araştırma bulguları arasında amaç, sonuç ilişkisi kurarak kalkınma alanına katkı sunmaya başlamıştır. Sosyal politika, kolektif anlamda sosyal kalkınmanın, sosyal kurumların ve sosyal ilişkilerin dönüşümünü etkileme aracı olarak ekonomik kalkınma içerisinde aynı zamanda sosyal haklara saygı gösterilmesi ve bu hakların korunması gerekliliğini ortaya koymuştur. Sosyal politika, sosyal kalkınma ile ekonomik kalkınma, eşitlik ile verimlilik arasındaki dengenin iyi kurulması gerekliliğini ortaya koyarak sosyal kalkınmanın ve sosyal hizmetlerin sunumunun da ekonomik gelişme kadar önemli olduğunu vurgulayan önemli bir alan olmuştur. Tüm bu gelişmeler ekonomik büyüme ile sosyal kalkınma arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulması gerekliliğini ve sağlıklı bir kalkınma için sosyal alanın da en az ekonomik alan kadar önemsenmesi ve desteklenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. İşte böyle bir konjonktür içerisinde, sosyal politikanın asli görevi, sosyal kalkınmanın ve sosyal yatırımların ekonomik göstergelerin gerisinde kalmasına engel olmak, sosyal alanları ikincil durumda olmaktan kurtarmaya çalışmak olmuştur.  Bu anlamda da sosyal politikalar sadece sosyal yardım hizmeti sunma anlayışından uzaklaşarak daha kapsayıcı bir sosyal kalkınma anlayışı, ekonomi ile sosyal arasındaki bağlantıyı birebir kuran,  sosyal yatırımları ve düzenlemeleri de ekonomik sektörler kadar dikkate alan yeni bir söylem ve pratik geliştirerek kalkınma anlayışını değiştiren, dönüştüren bir katkı sunma imkânı bulmuştur. Dolayısıyla sosyal politika, ekonomik büyüme ile birlikle sosyal kalkınmanın da sağlanması için kullanılabilecek bir araç haline gelmiştir. Hem makroekonomik politikalar, hem de sosyal politikalar arasında iyi bir ilişkilendirme yapılması, sürekli ve sağlıklı bir kalkınma için olmazsa olmaz bir niteliktedir. Bu anlamda sosyal politika makroekonomik performanslarla insani refah arasındaki ilişkinin somut araştırmalarla ortaya konması aracı olmuştur.

Sosyal politika; eğitimden sağlığa, istihdamdan barınmaya, dezavantajlı gruplara yönelik destekleyici hizmetlere kadar pek çok alanı kapsayarak bireyin iyi olma halini hedefleyen, bu noktayı referans alan çalışma alanıdır. Bu yönüyle sosyal politika, sosyal kalkınma alanına hizmet etmekte ve bu alanın önceliklerini dert edinerek çözümler sunmaya çalışmaktadır.

Refah; geniş anlamda iyi olma durumu, daha dar anlamda ise insanların iyi olma halini kolektif olarak desteklemek olarak tanımlanabilir (Spicker, 1995: 6). Bu anlamda yukarıda bahsi geçen tüm sosyal hizmetlerin ve temel ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması ve kolektif olarak düzenlenmesi gereğinden dolayı sosyal politika ile refah anlayışı arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu da sosyal kalkınmanın sağlanması için olmazsa olmaz şartlardan birine işaret etmektedir.  

Kalkınma, genel anlamda çok yönlü bir süreçtir ve bu süreç bireyleri ve toplumun değişik sosyal grup ve katmanlarını farklı biçimde etkileyebilmektedir. Sosyal politika yaklaşımı, farklı disiplinleri bir araya getiren ve olayları farklı boyutları ile ele alan bir yaklaşım olduğu için kalkınmanın, özellikle de sosyal kalkınmanın farklı bileşenlerine hitap eden kapsayıcı bir müdahale sunmaktadır. İktisat, sosyoloji, toplum psikolojisi gibi diğer sosyal disiplinlerden farklı olarak tespit edilen sorunlara çözüm üretmeye odaklanmaktadır. Bu yönü ile de toplumsal yaşamda temel sorun alanlarından biri olan sosyal kalkınma alanında yaşanan sorunların tespiti kadar çözümüne de ışık tutan bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Sosyal politika; politikaların sorgulanabileceği, yargılanabileceği bir alan yaratarak diğer sosyal bilimlerden farklı olarak değerlendirmeye, eleştiriye ve değişime çok daha açıktır. Bu da sürekli değişim gösteren sosyal kalkınmaya ilişkin sorunların ve toplumsal değerlerin pratik bir şekilde ele alınmasına ve yeni çözümler geliştirilmesine olanak sağlamaktadır. Sosyal politika; sadece somut göstergeler geliştirmekle kalmamakta, bu göstergelere dayalı olarak çözümler üreterek sosyal kalkınma alanındaki sorunların hem tespitine hem de çözümüne katkı sunmaktadır. Eylemsel bir alan olması vesilesiyle de sosyal politika çok yönlü ve çok düzlemli kalkınma analizi yapılmasına ve politika geliştirilmesine olanak sağlamaktadır.

KAYNAKÇA

Aydınlıgil,  S. (2009). “İnsani Gelişme Yaklaşımı: İyi Yönetişim ve Sosyal Politika İçin Önermeler” 4. Bölgesel Kalkınma ve Yönetişim Sempozyumu-Sosyal Politikanın Yönetişimi, Ankara, 19-20 Kasım 2009.

Aydınlıgil, S. (2009). “İnsani Kalkınma ve Sosyal Politika Sunumu” http://www.tepav.org.tr/upload/files/haber/12821411287.Seyhan_Aydinligil___Insani_Kalkinma_ve_Sosyal_Politika.pdf, 07.05.2013.

Blakemore, K. ve Griggs, E. (2007). Social Policy: An Introduction, 3rd Edition, McGraw Hill, Open University  Press.

Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Hareketi Sosyal Kalkınma Raporu, www. kalkinma.org, 18.01.2010

Kennett, P. (2001). Comparative Social Policy: Theory and Research, 1st Edition, Open University Press.

Spicker, P. (1995). Social Policy: Themes and Approaches, Prentice Hall, London.

Mkandawire, T. (2001). Social Policy in a Development Context, UNRISD Papers, Geneva.